GDO'lu tarifler

Taa lise yıllarında evden, annemin yakınlarından ayrılmış olmanın üzüntüsünü hep yaşarım. En çok da daha annemden, ananemden öğrenmem gereken çok şey olduğunu düşünerek.  Bilmem tarhana yapmayı öğrenseydim şu anda yapar mıydım, çünkü annem, ananem ve canım yengem hiç eksik etmiyorlar ki evimden tarhanayı, makarnayı, salçayı, reçeli, marmelatı ve birsürü başka güzel ev ürününü.  O yüzden henüz eksikliğini hissetmediğim bir çok şeyi ilerde yapmak ister miyim acaba? O zaman da yengemden öğrenebilirim aslında, hala şansım var:)

GDO'lu ürünlerin serbest kalmasından önce de hormonlu ürünlerden korkardım. Hala her aldığım meyveyi, sebzeyi koklayarak alıyorum, çünkü İzmirli olarak domatesin, elmanın, salatalığın kokusunu duymaya alışığım pazarda. Ankara'da meyve ve sebezelerin kokularını çoğu zaman yakalayamasam da, mevsiminde yemeğe çalışıyoruz genelde hepsini.  Hep der annem, Ankara'da kışın domates yeme diye.

Taze meyve sebze hevesim ile, İzmir dönüşlerinde sanki pazardan geliyormuşuz gibi arabamızı doldurmadan gelmiyoruz Ankara'ya. Ufuk, annnemden korkardık tatil dönüşlerinde, gördüğü heryerde pazara uğramak isterdi, sen de annem yolundasın der durur hatta. Fakat Ödemiş'ten aldğımız kabak ile yaptığım kabak yemeği ve Ödemiş'in petek balından sonra daha ılımlı bakıyor artık benim pazar hevesime, henüz babamın aldığı çatak domateslere alışamamış olsa da:)

Yılmaz Özdil  yazısında GDO'lu tarifleri ve doğal ürünlerden nasıl uzaklaştığımızı anlatmış ince kalemi ile.  Onun yazısı üzerine fazla da lafa gerek yok aslında....

GDO’lu diyet tarifleri

Haliyle panik halindesiniz… “Nasıl anlarız? Genetiği değiştirilmiş organizma yemekten nasıl kurtuluruz?” filan.

Şöyle…

Annaneniz öpülesi elleri parçalanırcasına, ovalaya ovalaya tarhana yaparken, siz, “Aman annane be, boş versene” deyip, marketten hazır çorba alıyordunuz ya… Annane rahmetli oldu ve siz, o tarhananın tarifini annaneden alıp, bir kenara yazmadınız ya… İşte o nedenle, siz, genetiği değiştirilmiş organizma yemekten kurtulamazsınız maalesef.

Ne verirlerse…

Onu yiyeceksiniz.

Kız evlat yetiştiriyorsunuz, en iyi okullara gönderiyorsunuz… Piyano çalıyor, İngilizce konuşuyor, Grammy alanları tek tek biliyor. Bilmeli… Ama alt tarafı limon, şeker ve su kullanıp, limonata yapmasını bilmiyor! Yoğurdu çırpıp, ayran yapamıyor, ayran… İşte o nedenle, kızınız, genetiği değiştirilmiş meşrubat içmeye mahkûm maalesef… Torunlarınız da.

Zahmet edip sütlaç yapmadığınız için, kek yapmaya üşendiğiniz için… İçinde ne olduğunu bilmediğiniz gofretleri, mısır patlaklarını kemiriyor sizin oğlan! Hamur tutmayı, şöyle mis gibi ıspanaklı bi börek yapıp, çantasına koymayı bilmediğiniz için, hamburger bağımlısı oldu. Tahin-pekmezi “köylü işi”, vıcık vıcık yağ fışkıran kremaları “modernite” sandığınız için, daha 10 yaşında ayıya döndü, yuvarlana yuvarlana yürüyor, tıkanıyor, merdiven çıkamıyor.

Size zor geliyor ama, zor mu evde yoğurt yapmak? İstanbul’un güneşi müsait değil, anlarım, zor mudur İzmir’de, Antalya’da, Adana’da evde salça yapmak? Şikâyet edip
duruyorsun, içine katkı maddesi
konuyor, zorla beyazlatılıyor diye… İster tam buğday unundan, ister
çavdardan, hakikaten zor mudur evde ekmek yapmak? Bütün ailen kabız… Tonla para verip, abuk sabuk ambalajlı-meyveli saçmalıklardan
medet umacağına, niye öğrenmiyorsun kabak tatlısı yapmayı?

Güya, çoluğunu çocuğunu düşünüyorsun, taze taze yesinler diye, pazara gidiyorsun… Eğri büğrü biberlere, doğal olduğu için tuttuğunda ezilen domateslere ağız burun kıvırıyorsun, hormonlu, tornadan çıkmış gibilerini alıyorsun… Ne işe yaradı senin pazara gitmen?

Kocanız da, bu satırları okuyup, size akıl verecek şimdi… Söyleyin ona, ukalalık etmesin, götürün aktara, hatmi çiçeğiyle zencefili birbirinden ayırt etsin, ondan sonra konuşsun!

Enginar, börülce, radika, cibes pişirmekten haberin yok; gazetelerin tiraj almak için kıçından uydurduğu kıçımın uzmanlarından fıldır fıldır brokoli tarifleri öğreniyorsun… Brüksel lahanası yiyerek mi AB’ye gireceğini sanıyorsun?

Çin’den bal getiriyorlar mesela… Taaa Arjantin’den, Meksika’dan bal getiriyorlar. Neymiş efendim, içinde genetiği değiştirilmiş organizma olabilirmiş falan… İçinde tavuk ibiği, maymun kulağı olmadığına şükredin! Ben iddia ediyorum… Kaşla göz arasında frankeştayn ürünlere kapıları açan arkadaşlarla, Amerikan çiftçilerinin avukatı profesörlerimiz, sırf karakovan balına sahip çıksa, Şemdinli’de, Pervari’de terör bile azalır, terör bile.

Uzatmayayım.

Mutfak genetiğimizi kaybettik biz.

Elin adamı, mısırdan, soyadan, domatesten önce beynimizin DNA’sını değiştirdi!

Hurrraaa diye köyden kente göçerken, dışarda tıkınmayı şehirleşme zannettik. Ambalajlı ürün tüketmeyi, zenginleşme zannettik.

Dolayısıyla, ya kafayı değiştirip, özümüze döneceğiz… Ya da ne verirlerse onu yiyeceğiz.

Yılmaz Özdil, 09.11.2009 Hürriyet

NOT : Bu haberi benimle paylaşan arkadaşım Selcan'a çok teşekkürler.


Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !